Asrın Direnişi Çeçenya

Çeçenistan (Kafkasya Emirliği)
 
AnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 KURAN-I KERİM MUCİZELERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 10:57 pm

Gün, günler ve ay kelimeleri

Kuran’da tekil olarak gün ( yevm) kelimesi tam 365 sefer geçer. Dünya
güneş etrafındaki bir turu olan bir yıl yani 365 gündür. Gün
kelimesinin çoğul kullanımı olan (eyyam, yevmeyn) kelimeleri ise tam 30
değer geçer. Kuran’da ay (senenin ayı anlamında) tam 12 sefer geçer.
Bilindiği gibi bir sene 12 ay vardır. Gün kelimesi tüm çekimleriyle
Kuran’da tam 475 sefer geçer. Bu 19’un tam 25 katıdır. Bu sayının 19
katı olmasının bir önemi vardır. Bunun dışında da 25 sayısının Güneş
için ayrı bir önemi vardır. Dünya Güneşin etrafında bir yılda
döndüğünde kendi ekseni etrafında 365 kere dönmüş olur. Güneş ise kendi
etrafında bir yılda tam 25 sefer döner. Ayrıca 25’in katsayısı olan
19’un Güneş-Dünya-Gün kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü
Dünya’nın, Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri; 19 Dünya
yılında bir oluşur.



Yani Güneş bir Meton devrinde 19×25= 475 defa kendi etrafında dönmüş
olur.. Bu sayı tamı tamına gün kelimesinin tüm türevleriyle Kuran’daki
geçiş sayısına eşittir. Dünya ve güneşin hareketleri ile Kuran’da gün,
ay, kelimelerin tekrarlarının bu kadar ilişkili olması gerçekten
tesadüf olarak düşünülemez. Bu tekrar sayıları ile Dünya ve Güneş’in
hareketleri arasındaki uyum hesaplanması kolay fakat taklit edilmesi
imkansız bir Kuran mucizesidir.

Karaların ve denizlerin oranı

“Deniz (bahr)” kelimesi Kuran’da 32 defa geçer. Kuran’da geçen “bahr”
kelimesi deniz-ler gibi, göl, ırmak tipi büyük suları da ifade eder.
“Kara (berr, yabas)” ifadesi ise Kuran’da 13 defa geçer. Eğer 32’nin
45’e oranını alırsak karşımıza %71,111 çıkar. Dünya üzerindeki
karalarla denizlerin oranı da bu çıkan orandır. Dünya’nın %71’i sularla
kaplıdır, %29’u ise karalarla kaplıdır.

Tekrar eden kelimeler

Kuran’da birbiriyle ilişkili bazı kelimelerin tekrar sayısına bakıldığında da ilginç bir sonuç ile karşılaşılmaktadır:

Kadın 23 kere

Erkek 23 kere

İnsan hücresinde 46 kromozom vardır. Erkek ve kadın üreme hücrelerinde
ise 23’er kromozom vardır. Kuran’da kadın ve erkek kelimelerinin eşit
geçmesinin yanında, üreme hücrelerinindeki kromozom sayısının da tekrar
sayısı olan 23 olması oldukça dikkat çekicidir.

İnsan kelimesi Kuran’da tam 65 sefer geçer. İnsanın oluşumunda
geçirdiği evreni tanımlayan kelimelerin Kuran’da geçiş sayıları da
65’tir.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 11:13 pm

Kuran 1400 sene önce vahyedilmişolmasına rağmen, o dönemde kesinlikle
bilinmeyen, günümüzde bilimin ve teknolojinin son imkanları
kullanılarak bulunmuşbirçok bilimsel gerçeği insanlara bildirmektedir.
Kuran'ın bu özellikleri, onun ALLAH Katından indirilmişolduğunu son
derece açık olarak gösterir. Bu mucizelerden birkaç tanesi şunlardır:



Evrenin sürekli genişliyor olması 20. yüzyılın en önemli keşiflerinden
biri olarak nitelendirilmektedir. Ancak ALLAH bu gerçeği bize 1400 sene
evvel Kuran'ın Zariyat Suresi'nin 47. ayetinde bildirmiştir:



Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.



Gökcisimlerinin hesaplanmışbir yörünge üzerinde hareket halinde oldukları bundan asırlar önce Kuran'da şöyle haber verilmiştir:



Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir. (Enbiya Suresi, 33)



Kuran'da Güneşve Ay'dan bahseden ayetlerin Arapçaları incelendiğinde
ilginç bir özellik göze çarpar. Ayetlerde Güneşiçin "sirac" (lamba)
veya "vahhac" (parıl parıl parlayan, yanıp tutuşan) kelimeleri
kullanılmıştır. Ay içinse "munir" (aydınlatıcı, ışıklı) kavramı vardır.
Gerçekten de Güneşkendi içindeki nükleer reaksiyonlar sonucunda büyük
bir ısı ve ışık üretirken, Ay sadece Güneş'ten aldığı ışığı
yansıtmaktadır. Ayetlerde bu ayrım şöyle geçer:



Görmüyor musunuz; ALLAH, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat)
içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de
(aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 15-16)



Kuran'da rüzgarların 'aşılayıcı' özelliğinden Hicr Suresi'nin 22. ayetinde şöyle bahsedilir:



Ve aşılayıcı olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr Suresi, 22)



Söz konusu ayette geçen "aşılama" kelimesinin Arapça karşılığı hem
bitkilerin, hem de bulutların aşılanması anlamını taşımaktadır. Nitekim
modern bilim, rüzgarların her iki işleve de sahip olduğunu göstermiştir.



Başka bir Kuran mucizesine bir ayette şöyle dikkat çekilir:



Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne
sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer
Suresi, 5)



Ayette gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri
için "tekvir" fiili kullanılmaktadır. Bu fiilin Türkçesi "yuvarlak
birşeyin üzerine birşey sarmak"tır. Örneğin Arapça sözlüklerde "başa
sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime
kullanılmaktadır. Bu ayet, Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir bilgi
içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda bu
ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen
Kuran'da, dünyanın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.





Kuran'daki rakamsal şifreler nelerdir?



Kuran'da 19 sayısının ayetlerin içine şifresel bir biçimde
yerleştirilmişolması ve bazı kelimelerin tekrar sayıları gibi rakamsal
mucizeler de vardır.



Kuran'da kelime tekrarları: Kuran'da birbiriyle ilgili bazı kelimeler aynı sayıda kullanılmıştır. Örneğin;



"Yedi gök" tabiri 7 kere geçmektedir.



"Dünya" ve "ahiret" kelimeleri 115'er kez tekrarlanmaktadır.



"Gün" kelimesi 365 kez, "ay" kelimesi ise 12 kez tekrarlanmaktadır.



"İman" (tamlama almadan) kelimesi Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır, "küfür" kelimesi de...



"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.



"Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor. "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88.



Kuran'da 19 mucizesi: Müddessir Suresi'nde "Onun üzerinde ondokuz
vardır." ayetiyle dikkat çekilen 19 sayısı Kuran'ın bazı ayetlerine
şifrelenmiştir. (Müddessir Suresi, 30) Örneğin;



Her surenin başlangıcında bulunan "Besmele" 19 harftir.



Kuran 114 sureden oluşur ve 114 ise 19'un 6 katıdır.



Kuran'da geçen "Allah" kelimelerinin toplam sayısı 2698 (19x142)dir.



Kuran'da geçen "rahim" kelimesinin toplam sayısı 114 (19x6)'tür.



Kuran'da geçen tüm sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı; 162.146 yani 19x8534'tür.



Vahyedilen ilk sure 19 ayete sahiptir.



Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.



Kuran'ın geleceğe yönelik verdiği haberler nelerdir?



Kuran'da ayrıca ayetlerin rakamsal olarak incelenmesiyle elde edilen başka bir şifreleme sistemi daha vardır: Ebced hesabı.



Bu hesap yöntemi, çok eski tarihlere kadar uzanan ve Kuran indirilmeden
önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. Arap, Fars ve Türk
tarihinde geçen tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve
böylece her olayın tarihi de kayda geçilmişolurdu. Bu tarihler, her
kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.



Ebced yöntemiyle, Kuran'da geçen bazı ayetler incelendiğinde, bu
ayetlerin anlamlarına uygun olarak birtakım tarihlere denk geldiğini
görürüz. Ayetlerde bahsedilen olayların, ebced hesaplarıyla elde edilen
tarihlerde gerçekleştiğini gördüğümüzde ise, söz konusu ayetlerde olaya
ilişkin gizli bir işaret bulunduğunu anlamışoluruz. İlginç ebcedlere
Kuran'dan verilebilecek birkaç örnek şöyledir:



Hz. Muhammed'e vahyİn baŞlangIÇ tarİHİ



(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi ALLAH (Katın)dandır. (Zümer Suresi, 1)



... Kitap Allah'tandır...



MİLADİ: 610 (vahyin başlangıç tarihi)



İstanbul'un fethİ



Bilindiği gibi İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biridir ve bu ebced değeri de son derece dikkat çekicidir.



Andolsun Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır.
(Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki
Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve
bağışlayan bir Rabb(iniz var). (Sebe Suresi, 15)



... Güzel bir şehir...



HİCRİ: 857, MİLADİ:1453



Aya ÇIKIŞ TARİHİ



Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)



... Saat ve ay yarıldı...



HİCRİ: 1390 MİLADİ:1969



Ahiretin varlığını nereden biliyoruz?



ALLAH şu anda insanları bir algılar dünyasının içinde yaşatmaktadır.
Bir hayal olan bu dünyayı, böylesine kusursuz ve muhteşem bir
yaratılışla, derinliği olan, üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl
görüntülerle var eden ALLAH, kuşkusuz ki bundan çok daha güzelini de
yaratmaya güç yetirir.



ALLAH insanın beyninde şu an nasıl bir dünya görüntüsü oluşturuyorsa,
ölümünün ardından da farklı bir boyuta geçirerek, farklı bir ortamın
görüntüsünü gösterecektir. İşte insana gösterilen o boyut, ahiret
olacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 11:22 pm

Evrendeki ince ayar






EVRENDEKİ İNCE AYAR

O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış
olandır. Rahman (olan ALLAH)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve
uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra
gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan)
umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi,
3-4)
"Görmüyor musunuz; ALLAH, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştırı" (Nuh Suresi, 15)

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde
ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle
takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

Materyalist felsefe, evrendeki ve doğadaki tüm sistemlerin
kendi kendine işleyen birer makine gibi olduğu ve bunlardaki kusursuz
düzen ve dengenin yaratıcısının rastlantılar olduğu iddiasıyla ortaya
çıktı. Ancak günümüzde, materyalizmin ve onun sözde bilimsel dayanağı
olan Darwinizm'in geçersizliği, bilimsel olarak ortaya konmuş
durumdadır. (Bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık)

20. yüzyılda birbiri ardına gelen bilimsel bulgular, hem astrofizik hem
de biyoloji alanlarında, evrenin ve canlıların yaratıldığını ispatladı.
Bir yandan Darwinizm'in tezleri bir bir çökerken, diğer yandan da
evrenin yoktan yaratıldığını gösteren Big Bang teorisi ve maddesel
dünyada büyük bir tasarım ve "hassas ayar" (fine tuning) bulunduğunu gösteren bulgular, materyalizm iddialarının asılsızlığını bir kez daha gösterdi.

Canlılığın oluşması için gerekli olan koşullara baktığımızda, bir tek
Dünya'nın böylesine özel bir ortama sahip olduğunu görürüz. Yaşam için
elverişli olan bu ortamı sağlamak içinse saymakla bitiremeyeceğimiz
kadar koşul aynı anda, kesintisiz olarak gerçekleşmektedir. Evrende
yaklaşık olarak 100 milyar galaksi ve her birinde ortalama 100 milyar
yıldız ve bir o kadar da gezegen olduğu düşünülürse, Dünya'da böylesine
istisnai bir ortamın oluşmasındaki önem daha iyi anlaşılacaktır.8

Big Bang'in patlama hızından atomların fiziksel dengelerine, dört temel
kuvvetin oranlarından yıldızların simya işlemlerine, Güneş'in yaydığı
ışığın cinsinden suyun akışkanlık değerine, Ay'ın Dünya'ya olan
uzaklığından atmosferdeki gazların oranına, Dünya'nın Güneş'e olan
uzaklığından ekseninin yörüngesine olan eğimine, Dünya'nın kendi
etrafındaki dönüş hızından Dünya üzerindeki okyanusların, dağların
fonksiyonlarına kadar her detay bizim yaşamımız için olağanüstü
derecede uygundur. Bugün bilim dünyası evrenin bu özelliklerini, "İnsani İlke" (Anthropic Principle) ve "İnce Ayar"
(Fine Tuning) kavramlarıyla ifade etmektedir. Bu kavramlar, evrenin,
amaçsız, başıboş, tesadüfi bir madde yığını olmadığını, aksine insan
yaşamını gözeten bir amaca göre, hassas bir biçimde tasarlandığını
özetlemektedir.



Yukarıdaki
ayetlerde Allah'ın yaratmasındaki ölçü ve uyuma dikkat çekilmektedir.
Furkan Suresi'nin 2. ayetinde "ölçüp biçmek, ayarlamak, ölçüyle yapmak"
anlamlarına gelen "takdiyr" kelimesi, Mülk Suresi'nin 3. ayeti ile Nuh
Suresi'nin 15. ayetinde ise "uyum içinde olan" anlamına gelen "tibaka" kelimesi kullanılmaktadır. Ayrıca ALLAH Mülk Suresi'nde "ihtilaf, aykırılık, uygunsuzluk, düzensizlik, zıtlık" anlamlarına gelen "tefavutin" kelimesi ile uyumsuzluk arayanın bunda başarılı olamayacağını bildirmektedir.

20. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanan "hassas ayar" (fine
tuning) ifadesi de, bu ayetlerde bildirilen gerçeği tasdik etmektedir.
Son 20-30 yıl içinde pek çok bilim adamı veya bilim yazarı, evrenin bir
rastlantılar yığını olmadığını, aksine her detayda insan yaşamını
gözeten olağanüstü bir tasarım ve ayar bulunduğunu gösterdiler. (Bkz.
Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Mucizeler Zinciri,
Araştırma Yayıncılık) Evrendeki birçok özellik, evrenin yaşam için özel
olarak tasarlandığını açıkça göstermektedir. Fizikçi Dr. Karl Giberson,
bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:
Son 40 yıldır, fizik ve
kozmolojideki gelişmeler bilim sözlüğüne "tasarım" kelimesini geri
getirdi. 1960'ların başında fizikçiler, insan hayatı için açıkça "ince ayar"
yapılmış bir evrenin örtüsünü açtılar. Evrende hayatın var olmasının,
kesinlikle olanaksız ve kusursuz bir dengedeki fiziksel faktörlere
bağlı olduğunu keşfettiler.9

İngiliz astrofizikçi Prof. George F. Ellis, bu ince ayardan şöyle söz etmektedir:
(Evrendeki) bu kompleksliği mümkün kılan kanunlarda hayret verici bir ince ayar görünüyor. Evrende var olan bu kompleksliğin gerçekleşmesi, "mucize" kelimesini kullanmamayı çok güçleştiriyor.10

Big Bang'in patlama hızı:

Evrenin oluşum anı olan Big Bang'de kurulan dengeler, evrenin tesadüfen
oluşamayacağının göstergelerinden biridir. Avustralya'daki Adelaide
Üniversitesi'nden ünlü, matematiksel fizik profesörü Paul Davies'e
göre, Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere
milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya
çıkamazdı.11 Stephen Hawking de, Zamanın Kısa Tarihi isimli eserinde evrenin genişleme hızındaki bu olağanüstü dengeyi şöyle kabul eder:

Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten
sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir
daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.12



Dört kuvvet:

Bugün modern fiziğin kabul ettiği "dört temel kuvvet"in -yerçekimi
kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer
kuvvet- iletişimi ve dengesi sayesinde, evrendeki tüm fiziksel
hareketler ve yapılar meydana gelir. Bu kuvvetler, birbirlerinden
olağanüstü derecede farklı değerlere sahiptirler. Ünlü moleküler
biyolog Michael Denton, bu kuvvetler arasındaki hassas dengeyi şöyle
açıklamaktadır:
Eğer
yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok
daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama
bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimiz'den bir trilyon kat daha küçük
olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer
yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya
da galaksi asla oluşamazdı. Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son
derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf
olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka
hiçbir atom olamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik
kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek
kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu
durumda evrende hiç hidrojen olmayacak ve yıldızlar ve galaksiler, eğer
oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası,
eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere
tam tamına sahip olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom
olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı.13

Gök cisimleri arasındaki mesafeler:

Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşluklar
Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri
arasındaki mesafeler Dünya'daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok
evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Michael Denton, Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) isimli kitabında süpernovalar ve yıldızlar arasındaki mesafedeki dengeleri şöyle açıklamaktadır:
Süpernovalar
ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur.
Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon
mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri
istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova
tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine
benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer
evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok
belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm
yıldızlar arasındaki uzaklık, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu
uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır.14

Yerçekimi:

- Eğer daha güçlü olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşam için çok olumsuz olurdu.

- Eğer daha zayıf olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla su kaybeder, canlılık mümkün olmazdı.

Güneş'e uzaklık:

- Eğer daha fazla olsaydı: Gezegen çok soğur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, gezegen buzul çağına girerdi.

- Eğer daha yakın olsaydı: Gezegen kavrulur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, yaşam imkansızlaşırdı.

Yerkabuğunun kalınlığı:



- Eğer daha kalın olsaydı: Atmosferden yerkabuğuna çok fazla miktarda oksijen transfer edilirdi.

- Eğer daha ince olsaydı: Hayatı imkansız kılacak kadar fazla sayıda volkanik hareket olurdu.

Dünya'nın kendi çevresindeki dönme hızı:

- Eğer daha yavaş olsaydı: Gece gündüz arası ısı farkları çok yüksek olurdu.

- Eğer daha hızlı olsaydı: Atmosfer rüzgarları çok çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansızlaştırırdı.

Dünya'nın manyetik alanı:

- Eğer daha güçlü olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.

- Eğer daha zayıf olsaydı: Güneş rüzgarı denilen ve Güneş'ten
fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalkardı. Her
iki durumda da yaşam imkansız olurdu.

Albedo etkisi: ((Yeryüzü tarafından emilemeden geri yansıyan güneş ışığı))

- Eğer daha fazla olsaydı: Hızla buzul çağına girilirdi.

- Eğer daha az olsaydı: Sera etkisi aşırı ısınmaya neden olur, Dünya
önce buzdağlarının erimesiyle sular altında kalır daha sonra kavrulurdu.

Atmosferdeki oksijen ve azot oranı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde hızlanırdı.

- Eğer daha az olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde yavaşlardı.

Atmosferdeki karbondioksit ve su oranı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Atmosfer çok fazla ısınırdı.

- Eğer daha az olsaydı: Atmosfer ısısı düşerdi.

Ozon tabakasının kalınlığı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Yeryüzü ısısı çok düşerdi.

- Eğer daha az olsaydı: Yeryüzü aşırı ısınır, Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınlarına karşı bir koruma kalmazdı.

Sismik (deprem) hareketleri:

- Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir yıkım olurdu.

- Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler suya karışmaz,
okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün Dünya canlıları olumsuz
etkilenirdi.

Dünya'nın ekseninin eğikliği:

Dünyanın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar.
Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha
fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı
boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar
ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.

Güneş'in büyüklüğü:

Güneş'in yerinde daha küçük bir yıldızın var olması, Dünya'nın aşırı
derecede soğumasına, büyük bir yıldızın var olması ise Dünya'nın
sıcaktan kavrulmasına neden olurdu.

Ay ile Dünya arasındaki çekim etkisi:

- Eğer daha fazla olsaydı: Ay'ın şiddetli çekiminin, atmosfer şartları,
Dünya'nın kendi eksenindeki dönüş hızı ve okyanuslardaki gelgitler
üzerinde çok sert etkileri olurdu.

- Eğer daha az olsaydı: Şiddetli iklim değişikliklerine neden olurdu.

Ay ile Dünya arasındaki mesafe:

- Eğer biraz daha yakın olsaydı, Ay Dünya'ya çarpardı.

- Eğer biraz daha uzak olsaydı Ay uzayda kaybolur giderdi.

- Eğer biraz daha az yakın olsaydı, Ay'ın Dünya üzerinde meydana
getirdiği gel-gitler tehlikeli boyutlarda büyürdü. Okyanus dalgaları,
kıtaların alçak yerlerini kaplardı. Bunun sonucunda ortaya çıkan
sürtünme okyanusların ısısını artırır ve Dünya'da yaşam için gerekli
olan hassas ısı dengesi yok olurdu.

- Eğer biraz daha az uzakta olsaydı, gelgit olayları azalırdı ve bu da
okyanusların daha hareketsiz olmasına neden olurdu. Durgun su denizdeki
hayatı tehlikeye sokar, bununla birlikte soluduğumuz havadaki oksijen
oranı tehlikeye girerdi.15

Dünya'nın ısısı ve karbon temelli yaşam:

Yaşamın temeli olan karbon elementinin varlığı belli sınırlarda kalan
sıcaklığa bağlıdır. Karbon, aminoasit, nükleik asit ve proteinler gibi
yaşamı oluşturan temel organik moleküller için gereken bir maddedir.
Dolayısıyla hayat, ancak karbon temelli olarak var olabilir ve bunun
için de mevcut sıcaklığın en az -20 0C en çok +120 0C olması
gerekmektedir. Nitekim Dünya'nın ısısı tam bu aralıktadır.

Burada sayılanlar Dünya'da yaşamın oluşabilmesi ve canlılığın devam
edebilmesi için gereken, son derece hassas dengelerden sadece
birkaçıdır. Yalnızca burada sayılanlar bile evrenin ve Dünya'nın
tesadüfler sonucunda, rastgele olayların ardı ardına gelmesiyle
oluşamayacağını kesin olarak ortaya koymak için yeterlidir. 20.
yüzyılda kullanılmaya başlayan "ince ayar", "insani ilke" kavramları,
Kuran'da yüzyıllar evvelinden bildirilen "uyum ve ölçü ile yaratılış"ı
tasdik etmektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 11:40 pm







Kuran'da ALLAH, gökyüzünün ilginç bir özelliğine şöyle dikkat çeker:



r0;Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık;

onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. r



(Enbiya Suresi, 32)



Ayette belirtilen gökyüzünün bu özelliği, 20. yüzyıldaki bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.



Yerküremizi çepeçevre kuşatan atmosfer, canlılığın devamı için son
derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünyaya doğru yaklaşan irili
ufaklı pek çok gök taşını eriterek yok eder ve bunların yeryüzüne
düşerek canlılara büyük zararlar vermesini engeller.



Atmosfer, bunun yanısıra, uzaydan gelen ve canlılar için zararlı olan
ışınları da filtre eder. İşin ilginç olan yanı, atmosferin sadece
zararsız orandaki ışınları, yani görünür ışık, kızıl ötesi ışınlar ve
radyo dalgalarını geçirmesidir. Bunların tümü yaşam için gerekli
ışınlardır. Örneğin atmosfer tarafından belirli oranda geçmesine izin
verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin fotosentez yapmaları ve
dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalmaları açısından büyük önem
taşır. Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole ışınlarının büyük
bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve Dünya yüzeyine yaşam
için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.



Atmosferin koruyucu özelliği bunlarla da kalmaz. Dünya, uzayın ortalama
eksi 270 derecelik dondurucu soğuğundan yine atmosfer sayesinde korunur.





Atmosfer, sadece canlılar için gerekli olan ışınların yeryüzüne
geçmesine izin verir. Örneğin bu ışınlardan ultraviyole ışınları
belirli oranlarda bize ulaşır. Bu oran bitkilerin fotosentez yapmaları
ve dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalması için en uygun ölçüye
sahiptir.



Dünya'yı zararlı etkilerden koruyan, yalnızca atmosfer değildir.
Atmosferin yanısıra "Van Allen Kuşakları" denilen ve Dünya'nın manyetik
alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen zararlı
ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş'ten ve diğer yıldızlardan
sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye
sahiptir. Özellikle Güneş'te sık sık meydana gelen ve "parlama" adı
verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya'daki tüm
yaşamı yok edebilecek güçtedir.

Van Allen Kuşakları'nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:



Dünya, Güneş Sistemi'ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa
sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan
sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını
meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur.
Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı Dünya'da hayat mümkün olmazdı.
Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen
Merkür'dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya'nınkinden 100 kat daha
azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya'ya özeldir.1



Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin,
Hiroşima'ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu
hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı
hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık
sıçrama yapıp 2500° C'ye yükselmiştir.



Kısacası, Dünya'nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış
tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. İşte Dünya göğünün
bu koruyucu kalkan özelliği yüzyıllar öncesinden Kuran'da bizlere ALLAH
tarafından bildirilmiştir.





GERİ DÖNDÜREN GÖK............................................... ............................







Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden bahsedilir:



r0;Dönüşlü olan göğe andolsun.r



(Tarık Suresi, 11)



Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen kelime, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamına gelmektedir.



Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur.
Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır.
İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları
uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu
anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini
birkaç örnekle inceleyelim.



Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden
yükselen su buharının yoğunlaşarak yağış olarak yere geri dönmesini
sağlar.



25 km yükseklikteki Ozonosfer uzaydan gelen radyasyon ve zararlı
ultraviyole ışınlarını yansıtarak yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri
dönmelerini sağlar.



İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu
gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz
konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden
izlenebilmesini sağlar.



Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan
zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri
döndürür.



Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu
özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi, onun Allah'ın
sözü olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.









ATMOSFERİN KATMANLARI .................................................. ................







Kuran ayetlerinde evren hakkında verilen bilgilerden biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir:



r0;Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur.

Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak

düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. r



(Bakara Suresi, 29)



r0;Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi;

Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı

ve her bir göğe emrini vahyetti...r



(Fussilet Suresi, 11-12)



Bilimsel bir kaynakta bu konu şöyle açıklanır:



Bilim adamları atmosferin birçok katmandan oluştuğunu keşfettiler.
Katmanlar, basınçları ve bunları oluşturan gazların bileşimi gibi
belirgin fiziksel özelliklerle birbirlerinden farklılaşırlar...
Atmosferin Dünya'ya en yakın katmanı "TROPOSFER"dir. Atmosferin toplam
kütlesinin %90'ını oluşturur... Troposfer'in üzerindeki katman
"STRATOSFER" dir... Stratosfer'de ultraviyole ışınlarının emildiği
katmana "OZONOSFER" adı verilir... Stratosfer'in üzerindeki tabakaya
ise "MEZOSFER" adı verilir... Mezosfer'in üzerinde "TERMOSFER" yer
alır... İyonize olmuş gazlar Termosfer'in içinde "İYONOSFER" adı
verilen başka bir katman oluştururlar... Dünya atmosferinin en dış
tabakası ise 450 km. den 960 km. ye kadar uzanır. Bu katmana "EKZOSFER"
adı verilir.

Bu konuyla ilgili bir diğer önemli mucize de Fussilet Suresi'nin 12.
ayetinde geçen "Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde yer
almaktadır. Yani ayette Allah'ın her tabakayı belli bir görevle
görevlendirdiği belirtilmektedir. Gerçekten, daha önceki bölümlerde de
gördüğümüz gibi, yukarıda saydığımız tabakaların her birinin insanların
ve yeryüzündeki tüm canlıların yararı açısından çok hayati görevleri
vardır. Yağmurların oluşmasından, zararlı ışınların engellenmesine,
radyo dalgalarının yansıtılmasından, gök taşlarının zararsız hale
getirilmesine kadar her tabakanın kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır.



Örneğin bu görevlerden biri bilimsel bir kaynakta şöyle bildirilmiştir:



Dünya'nın atmosferi 7 katmandan oluşmaktadır. En alttaki tabaka
Troposfer'dir. Yağmur, kar ve rüzgar yalnızca Troposfer'de oluşur.



20. yüzyıl teknolojisi olmadan tespit edilmesi hiçbir biçimde mümkün
olmayan bu bilgilerin 1400 yüzyıl önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de
açıkça bildirilmesi ise, çok büyük bir mucizedir







DAĞLARI GÖREVİ .................................................. ..............................







Kuran'da dağların önemli bir jeolojik işlevine dikkat çekilmektedir:



r0;Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık...r



(Enbiya Suresi, 31)



Dikkat edilirse ayette, dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici bir özelliğinin olduğu haber verilmektedir



Kuran'ın indirildiği dönemde hiçbir insan tarafından bilinmeyen bu
gerçek, günümüzde modern jeolojinin bulguları sonucunda ortaya
çıkarılmıştır. Bu bulgulara göre, dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan
çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana
gelir.



İki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı olanı ötekinin altına girer.
Üstte kalan tabaka kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir.
Altta kalan tabaka ise yeraltında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir
uzantı meydana getirir. Yani dağların yeryüzünde gördüğümüz kütleleri
kadar, yeraltına doğru ilerleyen derin bir uzantıları daha vardır.
Bilimsel bir kaynakta dağların bu yapısı şöyle tarif edilir:



"Kıtaların daha kalın olduğu dağlık bölgelerde yerkabuğu mantoya derinlemesine saplanır."



Bir ayette, dağların bu işlevine, "kazık" benzetmesi yapılarak şöyle işaret edilir:

r0;Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı?

Dağları da birer kazık?r

(Nebe Suresi, 6-7)



Bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının birleşim
noktalarında yer üstüne ve yeraltına doğru uzanarak bu tabakaları
birbirine perçinler. Bu şekilde, yerkabuğunu sabitleyerek mağma
tabakası üzerinde ya da kendi tabakaları arasında kaymasını engeller.
Kısacası dağları, tahtaları birarada tutan çivilere benzetebiliriz.



Dağların bu sabitleyici özelliği bilimsel literatürde "izostasi" terimiyle tanımlanır. İzostasi'nin kelime anlamı şöyledir:



"İzostasi: ... Jeolojide, dağların Dünya yüzeyinin altında
oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel
dengesinin sağlanması."



Görüldüğü gibi, modern jeolojik ve sismik araştırmalar sonucunda
keşfedilen dağların çok hayati bir işlevi, yüzyıllar önce indirilmiş
olan Kuran-ı Kerim'de Allah'ın yaratmasındaki üstün hikmete bir örnek
olarak verilmiştir. Bir başka ayette şöyle buyrulur:



r0;... Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı...r



(Lokman Suresi, 10)







DAĞLARIN HAREKET ETMESİ .................................................. ................







Bir ayette dağların göründükleri gibi sabit olmadıkları, sürekli hareket halinde bulundukları şöyle bildirilmektedir:



r0;Dağları görürsün de, donmuş sanırsın;

oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler...r



(Neml Suresi, 8



Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yerkabuğunun hareketinden
kaynaklanır. Yerkabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası
üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak bu yüzyılın
başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki
kıtaların Dünya'nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha
sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp
uzaklaştıklarını öne sürmüştü.



Ancak jeologlar, Wegener'in haklı olduğunu onun ölümünden 50 yıl sonra
yani 1980'li yıllarda anlayabildiler. Wegener'in, 1915 yılında
yayınladığı bir makalede belirtmiş olduğu gibi yeryüzündeki kara
parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve
Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu'nda bulunuyordu.



Yaklaşık 180 milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere
sürüklenen bu iki dev kıtadan birincisi Afrika, Avustralya, Antarktika
ve Hindistan'ı kapsayan Gondwana idi. İkincisi ise, Avrupa, Kuzey
Amerika ve Hindistan'sız Asya'dan oluşan Laurasia idi. Bu bölünmeyi
izleyen yaklaşık 150 milyon yıl içindeki çeşitli zamanlarda Gondwana ve
Laurasia daha küçük parçalara ayrıldılar.



İşte Pangaea'nın parçalanmasıyla ortaya çıkan bu kıtalar sürekli olarak
kara ve deniz arasındaki dağılımı değiştirerek, yılda birkaç
santimetrelik hızlarla Dünya yüzeyinde sürüklenmektedirler.



20. yüzyılın başlarında yapılan jeolojik araştırmalar sonucunda
keşfedilen yerkabuğunun bu hareketi bilimsel kaynaklarda şöyle
açıklanmaktadır:



Yerkabuğu ve üst mantodan oluşan 100 km. kalınlığındaki Dünya yüzeyi
"tabaka" adı verilen parçalardan oluşmuştur. Dünya yüzeyini oluşturan
altı büyük tabaka ve sayısız küçük tabaka vardır. "Tabaka tektoniği"
adı verilen teoriye göre bu tabakalar kıtaları ve okyanus tabanını da
beraberinde taşı***** Dünya üzerinde hareket ederler... Kıtasal
hareketin yılda 1 ile 5 cm. civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar
bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana
gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir.6



Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: ALLAH dağların
hareketini ayette "sürüklenme" olarak bildirmiştir. Nitekim bilim
adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de
"Continental Drift" yani "Kıtasal Sürüklenme"dir.



Bilimin çok yeni keşfettiği bu bilimsel gerçeğin, Kuran'da bildirilmiş olması kuşkusuz Kuran'ın mucizelerinden biridir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 11:43 pm

DEMİRDEKİ SIR .................................................. .................................







Demir, Kuran'da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran'ın "Hadid", yani "Demir" adlı suresinde şöyle buyrulur:



r0;... Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için

(çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik...r



(Hadid Suresi, 25)



Ayette, demir için özel olarak kullanılan "indirme" kelimesi, mecazi
olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat
kelimenin, "gökten fiziksel olarak indirme" şeklindeki gerçek anlamı
dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği
görülmektedir.



Çünkü modern astronomik bulgular, Dünyamız'daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.



Evrende ağır metaller, büyük yıldızların çekirdeklerinde üretilir.
Güneş Sistemimiz ise demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir
yapıya sahip değildir. Demir ancak Güneş'ten çok daha büyük yıldızlarda
birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova
veya süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli
bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama
sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök
cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.



Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya'da oluşmamış, gök
taşları vasıtasıyla süpernovalardan taşınarak, aynen ayette
bildirildiği şekilde "Dünyaya indirilmiştir". Bilginin Kuran'ın
indirilmiş olduğu 7. yüzyılda bilimsel olarak tespit edilemeyeceği ise
açıktır. Ancak bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah'ın
sözü olan Kuran'da yer almaktadır.



Bunun yanısıra içinde demirden bahsedilen Hadid Suresi'nin 25. ayeti oldukça ilginç iki matematiksel şifre içermektedir



"El-Hadid" Kuran'ın 57. suresidir. "El hadid" kelimesinin Arapça'daki
sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam da
aynıdır: "57"

Sadece "hadid" kelimesinin sayısal değeri 26'dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır.







El-Hadid Suresi Kuran'ın 57. suresidir, El-Hadid kelimesinin
Arapça'daki sayısal değeri ise 57'dir. Sadece "hadid" kelimesinin
sayısal değeri 26'dır. Yukarıdaki periyodik cetvelden de görüldüğü gibi
26 sayısı demirin atom numarasıdır. Üstün kudret sahibi olan ALLAH,
Hadid Suresi'nde indirdiği ayetle hem demirin nasıl oluştuğuna dikkat
çekmekte hem de ayetin içerdiği matematiksel şifreler ile bilimsel bir
mucizeyi bize göstermektedir.







YARATILIŞTAKİ ÇİFTLER .................................................. ....................







r0;Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden

ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri

yaratan (ALLAH çok) yücedir.r



(Yasin Suresi, 36)



Erkeklik dişilik, "çift" kavramının bir karşılığı olmakla birlikte,
ayette bahsedilen "bilmedikleri nice şeylerden" ifadesi daha geniş bir
anlam içermektedir. Nitekim günümüzde ayetin işaret ettiği anlamlardan
biri ile karşılaşmaktayız. Maddenin çiftler halinde yaratıldığını
ortaya koyan İngiliz bilim adamı Paul Dirac, 1933 yılında Nobel Fizik
Ödülü'nü kazanmıştır. "Parité" adı verilen bu buluş, maddenin
anti-madde denilen bir çifti olduğunu ortaya koymuştur. Anti-madde,
maddenin tersi özellikler taşır. Örneğin maddenin tersine anti-maddenin
elektronları artı, protonları da eksi yüklüdür. Bu gerçek bilimsel bir
kaynakta şöyle ifade edilmektedir:



"...Her parçacığın zıt yükte bir antiparçacığı vardır. Kararsızlık
ilişkisi bize bu çiftlerin varoluşu ve yokoluşunun her yerde ve her
zaman aynı anda oluştuğunu göstermektedir."







PARMAK İZLERİNDEKİ KİMLİK .................................................. ..............







Kuran'da, insanları ölümden sonra diriltmenin ALLAH için çok kolay
olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak uçlarına dikkat
çekilir:



r0;Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden)

düzene koymaya güç yetirenleriz.r

(Kıyamet Suresi, 4)



Ayette parmak uçlarının vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü tüm
insanların parmak izi, tamamen kendilerine özeldir. Şu an Dünya
üzerinde yaşayan her insanın parmak izi birbirinden farklıdır. Dahası,
tarih boyunca yaşamış insanlarınki de birbirinden farklıdır.



İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli bir "kimlik kartı" sayılmakta ve tüm dünyada bu amaçla kullanılmaktadır.



Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak 19. yüzyılın
sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır. Ondan önce, insanlar parmak
izini hiçbir özelliği ve anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür.
Fakat Kuran'da, o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak
izleri vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen önemine
dikkat çekilmektedir.









ZAMANIN GÖRECELİĞİ........................................ ..................................







Zamanın göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir.
Ancak bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile
ortaya çıkmıştır. O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram
olduğunu, ortama göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama
büyük bilim adamı Albert Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık
olarak ispatladı. Zamanın, kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu
ortaya koydu. İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça dile
getirmemişti.



Tek bir istisnayla; Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler
veriliyordu! Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:



r0;Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; ALLAH,

va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında
bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.r



(Hac Suresi, 47)



r0;Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin

saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.r



(Secde Suresi, 5)



r0;Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan

bir günde çıkabilmektedir.r



(Mearic Suresi, 4)



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
Ahmed temuçin
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Yaş : 45
Nerden : TÜRKİSTAN
Kod Adı/Lakap : YANLIZKURD
Kayıt tarihi : 08/09/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Ptsi Eyl. 22, 2008 11:46 pm

ALLAH Kuran'da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu
haber verir. İlk insan, Allah'ın çamuru şekillendirip insan bedeni
haline getirmesi ve ardından bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:



Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım"
demişti. "Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun
için hemen secdeye kapanın." (Sad Suresi, 71-72)



Bugün insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok
elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı
dokuların %95'i karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N),
fosfor (P) ve sülfür (S)'den oluşur ve canlı dokularda toplam 26
element bulunur. Görüldüğü gibi Kuran'da 14 asır evvel bildirilenler,
modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki malzeme ile
toprağın içerdiği temel elementlerin ortak olduğu gerçeğini- tasdik
etmektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cecenya.hareketforum.com
kurtlarınkardeşi
Aktif Üye
Aktif Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Nerden : burdan
Kayıt tarihi : 28/08/08

MesajKonu: Geri: KURAN-I KERİM MUCİZELERİ   Paz Ekim 05, 2008 9:38 pm

ALLAH (c.c.) razı olsun emeğine sağlık bukadar şey paylaşmışsın bizlerle.
devamınıda bekleriz. Wink

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kafkasonline.com
 
KURAN-I KERİM MUCİZELERİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Asrın Direnişi Çeçenya :: HAK DİN İSLAM :: KURAN-I KERİM-
Buraya geçin: