Asrın Direnişi Çeçenya

Çeçenistan (Kafkasya Emirliği)
 
AnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Seyid-e Kerbela
Yeni Üye
Yeni Üye


Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 06/09/08

MesajKonu: Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?   Salı Eyl. 09, 2008 8:48 am


ALLAH VAR MI?

SORU: Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?

CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni ALLAH yarattı diye sinyal veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim... Kardeşim Aysel! Allah'a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz tipler, inkar etmeyi marifet zanneder. "Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar karşısında Allah'a inanır. Fakat o keşfi (Pastör'den) öğrenen yarım adam:
"Mikrobun keşfedildiği asırda hiç gizliye inanılır mı?" diye Allah'ı inkara kalkar. Bakın nereden gelen nereye gidiyor" (18 )
Hemen şunu da söyleyeyim ki, dindarlık insanlığın fıtratında vardır. Asrımızda, pozitif ve sosyal ilimlerin çeşitli dallarında mütehassıs olan alimler, din hissinin insanoğlunda fıtrî olduğuna kanidirler. Çocukta iki yaşından itibaren din hissi teşekkül etmeye başlar. Üç ile beş yaş arasındaki çocuk, hiçbir telkin sözkonusu olmaksızın, sebebiyet prensibini anlamakta, kendisiyle kendisinden başkalarını ayırdetmekte ve hatta, "Beni, kuşları, oyuncaklarımı kim yaptı?" gibi sorular sormaktadır. İnsanda, kendisinden yüce bir varlığa karşı bir özlem bulunduğundan şüphe edemeyiz. Güzel ahlâk, vakar, şeref, cömertlik, fazilet inkardan değil, hep bu yüce varlığın mevcudiyetinden doğar.

(18 ) İman ve İslâm Atlası - N. Fazıl Kısakürek.

Fıtrî olarak insanın içinden gelen Allah'a yakarış hissi, O'ndan yardım dileme ihtiyacı ve O'na yaklaşma arzusu dindarlığın insanda yaratılıştan mevcut olduğunu gösterir. Şu da bir gerçek
ki, ister inansın, ister inanmasın her fert, büyük bir acıyla, dayanılmaz bir felaketle karşılaştığı zaman, başka bir deyişle, insan; kibir, inat ve gafletden sıyrılıp selîm olan aslî yaratılışıyla başbaşa kalma fırsatını bulunca başka şeye değil, sadece tek olan Allah'a yalvarır. O'ndan kurtuluş, yardım ister (19).
Bu girişten sonra sorunuza birkaç tane cevap vereceğim. Yalnız, okurken basit bir roman gibi okumayıp, düşünerek okumanızı da tavsiye etmek isterim.

A) 3u âlem, maddeden yaratılmıştır. Yani evvelce yok iken sonradan meydana gelmiştir. Bunu bütün dünya alimleri de kabul etmektedir. Evvelce yok iken sonradan yaratılan herşey
-akıl ölçülerine göre- bir yaratıcının varlığına muhtaçtır...Öyle ise, bu âlem de sonradan yaratıldığına göre, o da bir yaratana muhtaçtır. Bu yaratıcı da ALLAH Teala'dır.

B) Herhangi bir şeyi, meselâ, bir masayı ele alalım; masa elbette kendi kendine masa haline gelmiş değil. İlk önce küçük bir ağaçtı, sonra ağaç büyüdü. Büyürken ağacın, güneşe, suya, gıdaya ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. Daha sonra bir insan tarafından kesildi. Ağaç, araba ile hızarın yanına getirildi. Hızarda kesildi,biçildi, ölçüleri alındı. Çivileri çakılarak bir masa haline getirildi. Şimdi, en basit bir masa kendi kendine oluşamazken şu kâinat masası, hem de üzerinde binbir çeşit yiyecek ve canlılar ile donatılmış olduğu halde, kendi kendine oluşur mu? Buna hangi akıl "Olur" der.

(19) En'âm: 40-41.

Harikalar diyarı gökyüzünü ele alalım. Ve Rabbimiz'in bir ayeti ile başlayalım:

"Gökleri, yedi kat üzerinde yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bir bak, bir aksaklık görebilir misin?" (20)
Önce güneş sisteminden başlayalım: Yaşamakta olduğumuz dünya ile birlikte güneşin çevresinde dönen dokuz gezegenin teşkil ettiği sisteme güneş sistemi diyoruz. Bu sistemkâinatın, yeni tabirle evrenin küçük bir parçasını teşkil ediyor. Güneşin gezegenleri sıra ile şöyledir: Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih), Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton. Bunlardan sadece güneşi ve gezegenlerinden dünyayı biraz anlatacağım:

GÜNEŞ: Kendi adıyla anılan sistemin beyni ve çekirdeği hükmündedir. Küre şeklinde olup, çapı 1.4 milyon, dünyaya uzaklığı ise 150 milyon kilometredir. Saniyede dünyayı 7.5 kere dolaşan ışık, bize 8.5 dakikada gelebilmektedir. Saatte 1000 km. hızla giden bir uçak bugün yola çıkmış olsa, güneşe ancak onyedi yıl sonra varabilir. Aslında bu kâinatın büyüklüğü yanında gözde büyütülecek bir mesafe değildir. Güneş de tıpkı dünya gibi kendi mihveri etrafında döner ve bir devrini 25.5 günde tamamlar. Çekim gücü ise, yer çekimine nazaran 27 kat daha fazladır. Bu orana göre, dünyada 70 kg. gelen bir adam, Güneş'te 1890 kg. gelecektir. İlmî tespitlere göre, güneş, alev halinde patlayan gaz kümelerinden meydana gelmiş olup yüzeyindeki sıcaklık 5670 santigrat derecedir.İngiliz astronomu Eddington'un yaptığı hesaplara göre merkezdeki ortalama sıcaklık 35 milyon santigrat derecedir.

(20) Mülk: 3.

Bu sıcaklıkta katı bir gök cismi bulunamayacağından Güneş'in kütlesi gaz halindedir. Güneş, dünya kurulalıdan beri aynı hızla radyasyon neşretmektedir ve bu yüzden günde 360 milyar ton kütle kaybına uğramaktadır. Güneş radyasyonu, güneş için enerji kaybı olduğu aşikar olmasına ve enerjinin korunumu prensibinin de enerjinin yoktan var olamayacağını kabul etmesine göre, bu kadar uzun zamandan beri devam eden müthiş bir enerji sarfı için elbette bir kaynak aramak icabeder. Böyle bir kaynak nerededir? Güneşin bugünkü radyasyonuna bakarak diyebiliriz ki, bu enerji Güneş dışında bir istasyondan temin edilse bu istasyonun saniyede bir milyar tonlarla ifade edilen bir miktarda kömür yakması icabederdi. Böyle bir istasyon mevcut değildir. Boş bir okyanustaki bir gemi gibi seyreden Güneş, sarfettiği enerji için kendi yağıyla kavrulmaya mecburdur. Güneşi, kömürünü kendi taşıyan bir cisim ve sarfetiği ışık ve ısı enerjisinin bu kömürden hasıl olduğunu farz etmiş olsak, bu kömürün birkaç bin senede kül ve cüruha inkılab etmesi icabeder- Görüldüğü gibi, Güneş var olduğundan beri büyük bir enerji kaybına maruz kalmasına rağmen bu güne kadar sönmemiştir. Demekki, bunu söndürmeyen bir kuvvet ve her an onu besleyen ilahi bir kaynak var. İlmin bile izahtan aciz kaldığı böylesine harikulade bir olayı kör bir tesadüfe yahut iradesiz bir tabiata bağlamak mümkün müdür? Yalnız ısı ve ışık kaynağı olarak değil, hayatımızınve kainat nizamının mihveri durumunda bulunan ve ilmin zirveye çıktığı çağımızda bile mahiyeti tam olarak bilinemeyen, tepemizde, kocaman bir ampul hükmündeki güneşin mevcudiyeti, Allah'ın varlığına, sonsuz kudretine kat'i bir delil değil de nedir? (21) ALLAH ve Modern ilim - A. Nevfel. Güneşin mutlak sahibi olan ALLAH (c.c), Kur'an-ı Kerim'inde ondan şöyle bahseder: "Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu ancak Kadîr ve Alîm olan Allah'ın kanunudur" (22). Eğer Güneş şimdiki halinden biraz yeryüzüne yaklaşsa yeryüzü yanar, kavrulur, böylece yeryüzünde hayat olmazdı. Yine Güneş biraz yeryüzünden uzaklaşsa bütün sular buz tutar, soğuktan her taraf donar, böylece yine yeryüzünde hayat dururdu. Ve canlı diye bir şey kalmazdı. Şimdi, Aysel kardeşim iyi düşün; basit bir masa kendi kendine var olamaz da, bu anlamış olduğun Güneş kendi kendine nasıl Var olabilir? Elbette var olamaz. Öyle ise, bu muazzam Güneş'i yaratan bir şuurlu varlık vardır. O da Allah'tır. Şimdi, bu muazzam Güneş kendi kendine var olmuştur veya tabiat yaratmıştır diyenlerde akıl var mıdır? Elbette yoktur.

DÜNYA: İlk önce dünya hakkında Rabbimiz'in birkaç ayetini okuyalım. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: "Göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır." (23) "Göklerin ve yerlerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır." (24) "Allah O'dur ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arşa istiva etti, saltanatını kurdu. Sizin O'ndan başka hiçbir yardımcınız yoktur. "(25)

(22) Yasin: 38.
(23) Maide: 120.
(24) Âl-i Imran: 190.
(25) Secde: 4.


Dünyanın yaşı kesin olarak bilinmemektedir. Doğrusunu ancak ALLAH (c.c) bilir. Şairin biri şöyle demiş: "Dünya, ilk ve son sayfaları yırtılmış bir kitap gibidir. Ne önünü, ne de sonunu okuyabiliyoruz." Bununla beraber dünyanın yaşı hakkında tahminler, 300 milyon ile 5.5 milyar yıl arasında değişmektedir. Dünya, Güneşe 150 milyon km.'dir. Ekvator çevresi 40 bin, ekvator yarı çapı 6373 km.dir. Yüzölçümü, 510 milyon km2'dir. Yerin hacmi, 1,08.1012 km2, ağırlığı ise 6.1021 tondur. Basıklık oranı, 1/297 dir. Ölçülere göre çok büyük fakat kâinat içinde mikroskobik yeri dahi olmayan Dünyamız, Güneş etrafındaki bir milyar km. uzunluğundaki yörüngesinde
saatte 108 bin km. hızla dönmektedir. Aynı zamanda kendi mihveri etrafında 24 saatte bir devir yaparak gece ve gündüzleri meydana getirmektedir. Mihveri etrafındaki sürati ise, 1666 km/saattir. Demek oluyor ki, insanlar bir günde Dünya mihveri
erafında dönerken 40 bin km.lik yol katediyorlar. Bir yılda da saatte 108 bin kilometre hızla takriben bir milyar kilometrelik bir feza seyahati yapmış oluyorlar. Muhakkak ki, insanlar bu baş döndürücü seyahatin farkında bile değildirler. Çünkü herşeyde ilahi bir denge mevcuttur. Şu dönmekte olan dünya aniden duruverse acaba neler olur? Araba aniden durunca herkes nasıl öne fırlıyorsa, Dünyanın durmasıyla birlikte herşey yerinden fırlayacak, belki dağlarla denizler yarış ederken hepsi bir kül yığını gibi savrulacak. Meselâ, yine Güneş'e yakın olan gezegenler, hızlı döndüklerine göre, böylece Güneş'in çekimiyle dengede kalıp, bulundukları yeri koruduklarına göre, Dünyamızın güneş etrafında dönüşü biraz yavaşlarsa, o nisbette Güneş'e yaklaşacak ve yanacaktık. Hızlansa uzaklaşacaktık ve donacaktık. Öyle bir noktada bulundurulmuşuz ki, Dünyanın Güneş'e olan uzaklığı, mevcut canlıların yaşama sebeplerinden sadece biridir. Diğer gezegenlerde dünyadaki hayata benzer bir hayatın olmamasının sebebi budur. Aynı şartlar aynı sonucu doğuracağından, dünyadaki şartlar diğer gezegenlerde olmadığı için, Dünyadakine benzer bir hayatta oralarda yoktur. Öyle ise, hayatın ne olduğunu, canları ve canlılardaki evrimi (tekamülü) incelemeden evvel, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığını kim tayin etmiş? Dünyayı kim tartmış? Ona kim bu şekli vermiş? Sonra Dünya'nın hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneşin etrafında dönüşü var ki, bunlara ilk hareketi veren kim? Bu hareketin devamını sağlayan kim? Dünya, ALLAH (c.c) tarafından bizlere bir mekan olarak bahsedildiği için, fizyolojik, biyolojik, anatomik yapımıza göre bazı imkanlar ve uygun şartlar hazırlanmıştır. Gece, gündüz, mevsimlerin oluşumu, atmosferin terkibi, meteorolojik olaylar, bitkiler, hayvanlar, daha nice nimetler ve imkanlar, işte bu hikmete mebni halkedilmiş ve emrimize musahhar kılınmıştır. Dünya dönmeseydi ve mihverinden 23 derecelik bir sapma ile yörüngesinde seyretmese idi, ne gece, ne gündüz, ne de mevsimler meydana gelecekti. Neticede, durgun, sönük, nimetsiz ve lezzetsiz bir alem olacaktı. Teneffüs ettiğimiz havanın içindeki oksijen, hidrojen, azot, argon, su buharı ve karbondioksit dengesi bozulmuş olsaydı, canlıların yaşaması imkansız hale gelirdi. Öyle ise şimdi sana soruyorum Aysel Kardeş: Nasıl bir masa kendi kendine var olmuyor, onun bir ustası olduğunu söylüyoruz, öyle de şu birazcık anlatmış olduğum dünyamız kendi kendine yar olabilir mi? Elbette Dünya kendi kendine var olmayıp, onu yoktan var eden bir ustası vardır. O da ALLAH (c.c)'dır. Değil mi Aysel Kardeşim? Sen de inanıyor, sen de Allah'ın sanatına hayran kalıyorsun değil mi?... Misallere devam edelim... GEÇELİM ATOMA: Çevremize baktığımız zaman, canlı, cansız, sayısız varlıklarla karşılaşırız. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler canlı; diğer yandan taş, demir, kömür, toprak gibi şeyler de cansızdır. Canlılarda, can veya ruh dediğimiz bir kuvvet vardır. Buna mukabil cansızlarda gizli bir enerji mevcuttur. Buradan 'canlılarda aynı mahiyette bir enerji yoktur anlamı çıkarmamalıdır. Canlıları, hücre yapısından, beslenme ve solunum yapma gibi hususiyetleri sebebiyle tefrik ettiğimizden dolayı, onlar için, önceden bir enerjiden ziyade, hayatiyet söz konusudur. Ruhun bedenden çıkmasıyla insan ölür, cansız bir varlık halini alır ama gizli enerjisinden hiçbir şey kaybetmez. Çürüyen ceset toprak olur, ona karışır. Bu noktada toprakla ceset arasında fark yoktur.
(26-a) İkisinde de karbon, hidrojen, oksijen, azot, kükürt, demir vs. gibi atomlar vardır. Atomlar ise, canlı, cansız ne varsa bütün varlıkların bilinen en küçük parçasıdır. Ve hepsi büyük birer enerji deposudur. (Meselâ, bir kuruş büyüklüğündeki bir bakır parçasının atomlarındaki mevcut kudret elli bin tonluk bir gemiye birkaç defa devr-i alem seyahati yaptırabilir. Bir kahve kaşığı kömür tozunun atomlarında beş milyonluk bir şehrin en soğuk aylarda bir haftalık ısıtma ihtiyacını karşılayacak enerji vardır.

(26) Bir gram Radyum atomunun enerjisi 3.000 ton kömürün enerjisine denktir.

(27) Bu enerjinin dinamosu ise, çekirdek ve etrafında dönen elektronlardır. Elektronlar durmadan hareket ettiğine göre, şu elimizde tuttuğumuz kalem, gözümüze taktığımız gözlük, sırtımıza giydiğimiz ceket, taşlar da hareketlidir. Çünkü, onların da en küçük parçası atomdur. Öyleyse, her şeyde bir hareketin olduğunu söyleyebiliriz.

(26-a) İnsanın topraktan yaratıldığını gösteren ilmî bir işaret.
(26) Anarşi: Kainat Nizamı Anarşiyi Reddeder - Zeki Ünal.
(27) ALLAH ve Modern İlim - Abdürrezzak Mevfel.


Atom, Güneş sistemine çok benzer. Adeta onun küçük bir benzeridir. Atom çekirdiğini Güneş kabul edersek, etrafında dönen elektronlar da gezegen hükmündedir. Fakat, atom, Güneş sistemine göre kıyaslanamayacak derecede küçüktür. Meselâ, Güneş'in çapı, 1.4 milyon kilometre iken atom ancak milimetrenin on milyonda biri kadardır. En küçük gezegen Plüton'un çapı, 6.000 kilometre olduğu halde elektronun çapı, atom çapının ancak yüz binde biri kadardır. Gezegenlerin en süratlisi Merkür'dür. Hızı, saniyede 47 kilometredir. Halbuki, elektronların sürati, saniyede 300 bin kilometredir. Atomun çekirdeğinde, artı yüklü protonlarla, hiçbir elektrik yükü taşımayan nötronlar vardır. Elektronlar ise, eksi elektrik yüklüdür. Elektronlarla çekirdek arasındaki mesafe o kadar büyüktür ki, kendi cüsselerine göre ay ile dünya arasındaki mesafe kadardır. (28 )

(28 ) ALLAH Vardır - Dr. Halim Bilsel.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
VATAN_SEVER
Yardımcı Admin
Yardımcı Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 145
Yaş : 27
Nerden : HER YERDEN
Kayıt tarihi : 22/08/08

MesajKonu: Geri: Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?   Salı Eyl. 09, 2008 9:05 am

PAYLAŞIMIN İÇİN SAOLASIN
MEVLAM RAZI OLSUN

_________________
KANIM DÖKÜLSÜN SOĞUK ZİNDAN'A DEŞİLSİN BEDENİM KUR'AN UĞRUNA

PARAM PARÇA ULAŞAYIM RAHMAN'A

GEL ARTIK EY KUTLU ŞEHADET

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET

DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Seyid-e Kerbela
Yeni Üye
Yeni Üye


Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 06/09/08

MesajKonu: Geri: Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?   Perş. Eyl. 11, 2008 8:29 am

Amin Ecmain insAllah
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
kurtlarınkardeşi
Aktif Üye
Aktif Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 104
Nerden : burdan
Kayıt tarihi : 28/08/08

MesajKonu: Geri: Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?   Perş. Eyl. 11, 2008 10:10 am

sağolasın paylaşımın için

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kafkasonline.com
 
Allah'ın varlığını ispat eder misiniz?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Allah'ın 99 ismi ve anlamı
» ALLAH Dostu Abdulhamid turgut
» Günlerin en güzeli olan Mevlid Kandili, haftaların en güzeli olan Kutlu Doğum Haftası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Asrın Direnişi Çeçenya :: HAK DİN İSLAM :: İSLAMİ İLİMLER-
Buraya geçin: